<< December 2019 >>
Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat
01 02 03 04 05 06 07
08 09 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31




Contact Me

If you want to be updated on this weblog Enter your email here:


rss feed

Blogdrive


Jul 6, 2005
bazen böyle olur

  • sanılan sanrılar dünyamızı sanılmayan başka bir dünyada incelersek zamana karşı yavaşladığımızı görürüz.
  • inanılan olguların inanılmayanlara bulaşmasının sonucu olarak kendi inancımızı sorgulamaz mıyız?
  • elimizdekilerin kaybolmasıyla  "delete" tuşuna bastığımızda kaybolanlar arasında ne fark var? sonuçta gittikçe sanallaşan bir dünya da gündelik yaşantılarımızı elektronik devrelerle birbirimize anlatırken, yazım sanatının ya da yazım disiplinin gerektirdiklerine ne derece yaklaşabiliyoruz?
  • hepimiz gittikçe elektronik yaşam formlarına dönüşüyorsak ve bu dönüşüm yararlı bir şey olarak gösteriliyorsa, iletişimsizleşmemizin sebepleri nelerdir?
  • bir "alternatif" lafıdır dolanmış ağzımıza, kim neye alternatif ya da şu anda alternatif olan bizim "alternatif" kavramımıza ne kadar uzak ne kadar yakın?
  • belki de azınlık ve alternatif olan biziz ancak çevremiz biz ve bizlerden oluştuğundan mı kendimizi alternatif göremiyoruz?
  • "alternatif" olmak mı önemli acaba günümüz dünyasında yoksa yeteri kadar farklı olma mı?
  • farklı olma çabası bizi gittikçe tek düzeliğe götürdüğü hatta insan neden iç egosunu çoğu zaman yenemiyor? ya da kimi zaman öyle amaçlarımız olmadığı halde insanlar tarafından öyle algılanıyoruz?
  • üretmek mi önemli tüketmek mi?
  1. aklıma arada düşen şeylerden sadece bir kaçı yakın zamanda kişisel web sitemizi kuruyoruz batuhanla beraber, oradan yeni bloglarımıza ulaşılabilinicek.
  2. "hayat bazen küser, bazen düşer... ve çocuklar düşer düşer sayarlar arkadaşlarını...."
  3. her gördüğümüz görüntü bir önceki görüntünün intiharı ile oluşur.


Posted at 09:06 pm by troublepain
Make a comment

Jun 30, 2005
heute ist meine geburstag*

almancasi ve alamancisi sarimsaklisi ya da sancilisi..

Posted at 08:02 pm by troublepain
Make a comment

Jun 7, 2005
ben aptal bir kovboyum

evimde yok çatalımi evimde yok bıçağım, nil karaibrahimgili seviyorum, bu aralar kafamı dağıtmam lazım, batuhan yapmış gördüm, kesin rahatlamıştır, ben de yapayım dedim, saçmalıycam söyleyim baştan.

hey bebek senin evinde çatalı kaşığı olmamak ne biliyor musun? bilmezsin, tabi aslında hangimiz neyi biliyoruz ki, herkes konuştukça kendi reklamını yapar demişti biri kim demişti hatırlıyorum tabi, unutmam, zaten ben kolay kolay unutmam neyse.

like a stone adlı parçayı da seviyorum, bekleme iç güdüsü uyandırıyor bende, bir de zamanında üç  gün aralıksız dinlemişliğim vardır, bilinçaltıma işettim parçayı, kim bilir başka kimler işedi bilinçaltına, aynı çocuklar gibi altına.

sınavmış peh, kim korkar sınavdan, hoş ben enterasan bir adamım, boşuna stres bile yaparım, atlarım denizlere, engine koyar, yere yıkarım. yıkarım hem de deliler gibi yıkarım, seni de yıkarım.

bu aralar trip-hop um gelmişti ama bir baktım ki asıl ambientim gelmiş soldan dead can dance dinliyorum, dinleyeni de öpüyorum.

anladım ki korkulan bir adamım, yani öyle değil şeker gibi çocuğum demekki ama bir iş var demekki güvenilmeyen adam portresi çiziyorum ya hastasıyım, sövün güzel kardeşlerim evet şerefsiizm hatta o kadar şerefsizimki, yaptıklarımın filmini çekseniz, gişe rekoru kırarsınız, hatta batuyla beni arka arkaya koyun vizyona neyse.. kötü adammış..

dark side lık yok demiyoruz..

paylaşmayı seviyorum, ama insanları sevdiğimden emin değilim, yani severim heralde, ama nedense uzatakiler daha yakın aslında, bilemiyorum.

manowar geliyormuş, küçükken dinlerdik, şimdi bıraktık o işleri, gider miyim bilmem ama çok uzun zamandır metal müzik faşistlerini sevmem aslında her türlü müzik faşizmi yapanı, tarz faşizmi yapanı sevmem, faşizmi sevmem özünde, ama bu yazıyı buraya kadar okuduysan seni severim.

ece temelkuran kayboldu, gözükmüyor gazetede merak ettim kendisini merakın ötesinde özledim gerçekten, hoş özlediğim çok şey var ama elimde değil... açık havada nefes alamıyorum işte olayım budur benim, bazen diyorum, kolum yeşillense fotosentez yapsam, hulk olsam arada, yeşil dev falan olsam fantastik olsam biraz mümkün mü?

aman fantastik kurgudan da soğudum ama epik olanlardan, yoksa hala sandman sendromu yaşıyorum, evet yaşıyorum,

gece gece beynimi arındırmanın tek yolu bu sanırım.

yaz geliyor, sınav bitiyor,
tüm planlarımız hazır zaten herşeye başlıyoruz.

bu arada björk gelsin evlenicem.

Posted at 12:37 am by troublepain
Make a comment

masal

puslu görünsede herye,
usluydu.

puslu muyum?
pusluysam..
uslu..
usluysam,
suçluydum.
                                          
                                             kim bilebilir ki?
                                          seni senle aldattım defalarca...
      
            kalbini aradım,
         bulamayınca beynini,
            çok bir şey sandım...

beyaz?
beyaz,
bir zamanlar beyazken,
griydi sinsice...

biliriz biz...
neyi?
şaşarız biz..
neye?

şaşırmış hastalıklar,
kırmızıymış savaş,
kaçmış çocuklar...

kırmızı başlıklı kız,
büyük savaşçı...
elinde sepetiyle,
yurdum insanı...

Posted at 12:09 am by troublepain
Make a comment

Jun 5, 2005
zaman zaman

yine cüceler görmeye başlayacağımdan şüphem yok...

ancak kaybetmek yakıştığında kaybedermişiz. hem güzel'e ne yakışmaz değil mi hocam? eğer yakışmıyorsa kralı gelse inandıramaz kaybettiğimize. biz inanmadıktan sonra isteyen kazansın zaten...

edat ve zarf arasında ki farkı anlayana kadar tam 5 sene uğraştım. ek-fiil ve fiilimsi'lerin aynı şey olmadığını anlamam da o kadar sürdü. şimdi aynı durumu roma hukuku'nda censor ve consul'ün yetkileri (ius diyor romalılar buna) konusunda yaşıyorum. canım sağolsun.

ben o kadar sevilesi bir insanım ki esasen; ben bile sadece kendi gerçekliğinde seviyorum.
ben o kadar kaçılası bir insanım ki esasen; ben bile arkama bakmadan kaçıyorum muntazaman.

aynalar hep ters gösteriyor. eşşoğlueşşekler.

rüya görmeye devam ediyorum ama sadece uyuyabildiğim zamanlar. uyanıkken rüya göremiyorum artık.

nasıl olur da seni sevmezler? sen sevebilen bir insan olarak sevmeyi zaten hak etmiyor musun? sevgi hak edene verilen bir ödül mü peki? geç hocam bunları, bırak allah'ını seversen. sever misin? allah karşılıksız sever mi? karşılıksız seven sevdiğini yakar mı? öyle bir sevenim olsun isterim. ben sevmeyince alsın bıçağı öldürmeye çalışsın beni. ama öldürmesin. kıyamam kendime. allah da kıyamaz. onu öperim böyle yanağından ben hemen yumuşar. canım benim o, bir tanem.

isa amca demiş ki; "düşmanınızı sevin; eğer sadece sizi sevenleri severseniz, bunun ödülü ne olabilir ki?" bir allah'ın kulu da sormamış "karşılığında ödül beklenen sevginin değeri nicedir?"

iki kişi birbirini sevdiyse size mi düştü yakışıp yakışmadıklarının tartışmasını yapmak behey düdük özürlü tencereler.

benimle oynar mısın? ama öyle değil; hani oyuncağın olsam diyorum... yoruldum ben...

salak salak konuşup adamın asabını bozmayın!

adam gibi konuşup salağın canını sıkmayın!

bu dünyada o kadar yenilecek et türü var kardeşim. tavuk var, dana var, koyun var, keçi var. niye yiyorsunuz o güzel, sevimli, sevişken tavşanları ya? yemeyin tavşanları.

beni ne aradın, ne sordun o günden sonra... oysa sen bilmezsin seni de özlerim ben. kimle olursan ol; insan bir arar, bir uğrar en azından. neden bana böyle davranıyorsun? yapma lütfen...

hocam aşın artık bunları aşın ya...

gördüğüm kendi sefaletimden başka ne olabilir ki?

adaletin hesap sorduğu yerde merhamet haklarını kaybeder. olmaz olsun öyle adalet. olur olsun yada ne bileyim belki de zayıflıktır merhamet. ayrıca hiç bana bakma, olmaz oğlan... güzelmiş o kızlar yelta öyle dedi...

çirkin kadın yoktur; az votka vardır... güzel kadın yoktur; bol votka vardır... kadın yoktur; votka vardır... allah her şeydedir. allah votkadır. allah bize kendisini yasaklamaz. votka için.

bir üstteki önermeden çıkarılan sonuç; kadınlar allah'la bile ters orantılıdırlar. belki de o yüzden seviyorum hepsini bu derece.

sabah ezanı niye bu kadar korkunç?

ezan okunurken blog'a yazı yazmak günah mıdır? günahsa kiram-en katibin'in (yazıcı melekler, hani böyle sağ-sol omuzlarda yaşayan tür) yazdıkları da günah olmuyor mu? bu durumda melekler günah mı işliyorlar? bu nasıl iştir?

legalize cannabis!

rasta'nın bir felsefesi var. şekil olsun diye rasta yaptıranlara gıcığım. ama ben de yaptırabilirim. o zaman da "dün dündür, bugün bugün" derim. ne de güzel derim.

biliyor musun? üzgünüm esasen...

gelip de bana derdini anlattıktan sonra duymak istedikleri şeyleri söyletmeye çalışanların anası babası ölsün inşallah. dürüstlüğümden rahatsız olanlar da belimden aşağı'dan kalkıp kasımpaşa'ya yol alan banliyö trenine binsinler.

bunu yazan tosun değil; kimseye de koyma gibi bir derdim yok. yarış'ın hiçbir türlüsünü sevmem.

internet kafeler kapatılsın. onun yerine ucuz genelevler açılsın. net kafelerde heba olan gençlik, libidoları kullanılma suretiyle topluma kazandırılsın, rahatlasınlar.

genelevlerdeki bayanlar, gençleri acele ettirmesinler. türk erkekleri dünya sıralamasında 3 küsür dakika ile en erken boşalan erkeklermiş. ben çerkes kökenliyim o ayrı...

gece avutmuyor, gönlüm unutmuyor diyen nev insanı çok pis bir adam. neden böyle şarkılar yapıyorlar? yapmasınlar...

off çocuklarına verdikleri sözleri tutmayan ailelerden nefret ediyorum. o küçük çocukların gözlerindeki o bakışa nasıl dayanabiliyorlar ağlamadan? örnek de vereceğim hatta;
-ama baba hani hede'ye gidecektik birlikte?
-oğlum çok yorgunum başka zaman
allah belanızı versin. o çocuğun o anı nasıl deli gibi hayal ettiğini biliyor musunuz? o çocuk sana tapıyor gerizekalı adam, sana tapıyor. onun bildiği tek allah sensin. bunu ona nasıl yaparsın?

küçükken bıçak ve uçak'a apika dermişim. neden dermişim? bu nasıl bir serbest çağrışım biri bana açıklasın. hayır açıklamasın. böyle kalsın istiyorum.

benim babam çok yakışıklı.

çngelköy olur masal diye bir parçası var ya yeni türkü'nün... işte hayatımda neler yaşanırsa yaşansın asla etkisini yitirmeyecek bir parça . biliyorum çünkü hayatımda bir şeyler yaşanıyor ve etkisini kaybetmiyor asla...

ben çok güçsüzüm ama bunu bana itiraf ettiremezsiniz. söylersem bile kendime iftira etmiş olurum.

zaman zaman paradokslar çok eğlencelidir. ve tüm genellemeler yanlıştır.

acı çekmek gerek...

punk çok güzeldir. seveni çok severim. ama kendisini o kadar sevmem. yalnız rica ediyorum punk dinleyenler punk gibi yaşasınlar. ayrıca punk'lık saçta değil baştadır.

ben hatun olsam orospu olurmuşum öyle diyorlar. oysa hiç hazzetmem paradan. kaşar olabilirdim o ayrı ama onu da sanmıyorum. neyse zaten hatun olmak gibi bir niyetim de yok efendim.

ağlamak kimi insana çok yakışyor. bu insanlar bayansa aşık olma ihtimalim çok yüksek; erkekse çok kıskanırım, sopayla kafasına kafasına vurasım gelir.

ağlamak bana hiç yakışmazdı, öyle hatırlıyorum. 8 senedir ağlamamamın sebebi belki de yakışmadığı içindir. ne demiştik? ancak kaybetmek yakıştığında kaybederiz. yakışmıyorsa onu da kasımpaşa'ya uğurlarız. işte bu kadar da şekilci bir şerefsizim

roma hukuku'nda censor'ların populus romanus'tan insanları infamas yani şerefsiz ilan etme yetkisi var. noter huzurunda şerefsiz oluyorsun yani çok ilginç... aynı censor'lar şimdi olsa beni de lavuk ilan ederdi."iyi ki varsın, iyi ki yokum/al sana fıstıklı lokum"diye bir mal ve ötesi şarkısı yok; çünkü mal ve ötesi diye bir grup yok.

bisiklete binmeyi 10 yaşımda; ata binmeyi 5 yaşımda öğrendim. sonuna kadar cins bir adamım evet.

bazen öyle bir zamanıma denk gelir ki, kimsenin tahmin edemeyeceği derecede yavşak bir adam olurum. karşımdakinin köpeği olurum. ama etkiledikten sonra da sıkılırım hemen.

öpüşmek ne güzel, ne ıslak, ne salyalı ama gerçekten ne güzel bir eylemdir. bir de çok güzeldir. pek de güzeldir.

kimileri için çok önemli olan şeyler benim için son derece normaldir. o yüzden bana soru sorarken görecelilik kuramına aykırı hareket etmeden direkt olarak sorun. yoksa yalan da söylemem ama siz yanlış cevap alırsınız. ayrıca evet ben biliyorum canım benim, ama sorun yok her şey güvende yani. mesaj yerine ulaşmıştır sanırım.

hadi dön arkanı yat uyu, modunda bir adam olmak istemiyorum ileride. bana arkasını dönmesin insanlar. nerede olursa olsun.

10 yaşımdan beri öncelikli meslek tercihim babalıktır. keşke şimdi baba olsam.

yaşlı insanların hakikatten hızlı yürüyemediklerine inanmak istemiyorum; o yüzden kızıyorum onlara kalabalıkta daha hızlı olsunlar diye. ama esasen çok korkuyorum. üzülüyorum da. hızlı yürüyememek ne demektir?

hayat'ın donduğu anlardan biri de onun o anki heyecan dolu bakışıydı. korkulu, gülümseyen, heyecanlı bir bakış. güzel olduğu anlardan biriydi evet.

hayat'ın donduğu anlardan biri de çaya tek şeker atarken şeker'i insan gibi düşünmek ve bundan sadistçe bir haz duymaktır.

içimde bir sadist var; sevdiğim insanları ısırıyorum. hatta bilsem ki tekrar dirilecekler gayet yiyebilirim de. kan tutmaz beni.

hayat'ın solduğu anlardan biri de yüzünü mavi otobüslere dönmeden öptüğün dudaklarda gizlidir. ve her kış rüzgarı dişlerinin arasından çekip koparmaya çalışır onu. yapabildikleri an, bittiği andır.

hayat'ın öptüğü anlardan biri de herhangi bir sabah, kardeşinin saçlarını okşadığı ve abisini kendisine gösterilmesi beklenen bir şefkatle sevmesidir.

hayat'ın yürüdüğü anlardan pek çoğu kadıköy-bağlarbaşı yolunda ve selimiye civarlarında göğe yükselen, gövdesi kireçle boyanmış ağaçların kovuklarında saklı olsa gerek. ayrıca önüm arkam sağım solum sobedir...

öyle bir saklanırım ki kimse bulamaz. ama ben de gidip sobeleyemem. ya çanak çömlek patlar; ya da kurt olur çıkarım.

kurtlar çok karizmatik hayvanlar ama beceriksizler.

hayat'ın beceremediği anlardan birinde ben doğdum.

hayat'ın doğduğu anlardan birinde kardeşimi gördüm. keldi. ben kel'leri sevmem, korkarım. kel palyaçoları hiç sevmem. kel ve sarı dişli palyaçoları allah göstermesin. hele ki bu palyaço türk'se aman aman...

insan şişmansa, zayıflamalı ve karnında baklavalar çıkana kadar mekik çekmelidir bence.

insan zayıfsa istediği kadar yemek yememeli ama bol alkol tüketmelidir.

insan akıllıysa benim sözümü dinlemez.

klasik geyiktir ama hakikatten okul'un en yaramaz sınıfı bizdik be kardeşim. hatta şerefsizin önde gideniydik. ben değildim. ben arkadan gidiyordum.

insan bir laf söylerken düşünmeli az da olsa. kalbimi kırmak zordur ama kıran bir daha eski yerine asla oturamaz.

"biz sana çok yüz verdik galiba, sen çok şımardın"lafı hala içimde kanayan bir yaradır.

bazı insanları mantıksız ve nedensiz şekilde koruma içgüdüsüne sahibim.(bkz.)ömer, atalay, burcu

babam benim için çok rahat adam öldürür.

kardeşim için çok rahat adam öldürürüm.

annem bizim için çok rahat bedava adam süründürür mahkemelerde.

kardeşim bizim için çok rahat adam sevebilir.

esasen kardeşim hepimizden güçlü. ama ya peygamber olacak, ya kaybedenler klübüne katılacak.

kaybedenler klübü triplerini sevmem, beni bozar.

"seni sevmiyorum" diyen birine "çok da tenasül organımdaydı ben senin peşini bırakmam, musallat olurum" deme yüzsüzlüğüne hala sahip olmama rağmen, beni sevmeyen birini sevmem.

yüzsüzüm kesinlikle. istediklerimi çekinmem söylerim. arzu ettiklerini dile getirmeye utanan kişi, onları elde etmeyi hak etmiyor demektir bence.

seni unutmadım. söz vermiştim.

çok acayiplikler döndü hayatımda. filmi çekilse kimse inanmaz şerefsizim. ayrıca evet şerefsizim.

Posted at 05:18 am by nomadsdiary
Make a comment

May 4, 2005
yeniden doğuş

semadan geçtik, dolaştık yukarlarda biraz, verdik veriştirdik, büyüdük azaldık, yere inmeye hazırlanıyoruz yine, bu sefer belki çığlık çığlığa olacak doğum sancımız, dayanılmaz olacak baş ağrılarımız, çok uzun zaman oldu, büyüdü büyüttük, şimdi o durmuyor sıkıyor boğazımızı, konuşturmak istiyor, yazdırmak istiyor, paylaşmak istiyor, her çocuk gibi o da kendine arkadaş istiyor, yakında geliyor...

Posted at 07:08 pm by troublepain
Make a comment

Jan 10, 2005
soru(m/n)

sanar mıydın?
saklardım ben.

bilir misin?
çalardım ben.

ağzım burnum çikolata,
ellerim silmeye çalışsamda,
hep bir kara leke.

yalancıyım ben
hainim,

oyunda hile yapan
acımasızca davranan
benim
oyuncağını kıran

deli miyim?
çocuk muyum?

nedir bilmem...

ama sorumsuzum.



Posted at 01:04 am by troublepain
Make a comment

diyenler vardı...

dur dayı nereye daha

bir çayınızı içecektim oysa ki

üşenmeyip hiç olmasa

bir de şeker atsaydınız…

 

diyenler de vardı hayata

ve şimdi geriye kalan

bir soğuk, bir gecikmiş

bir şekersiz çay masada

 

küçüktüm büyüyüverdim

ah ben zat-ı şahane, başarıya açım

güçlüyüm, hoşum, tek’im

fakat, hani nerede benim tacım?

 

diyenler de vardı hayatta

ve arkalarında ışıldayan

bir çocuk seslenişi; işte

bir çıplak kral daha…

 

hayat;

çayını kendi demleyenler

ve

aynaya bakmasını bilenler

için

ne de hoştur sevgilim;

            ne de hoştur…


Posted at 12:37 am by nomadsdiary
Make a comment

Dec 17, 2004
konstanistanbul

yıllardan
bir dört beş üç
mevismlerden
bahar

sekiz bin
insan
surların içinde
saklı

çocuklar
kadınlar
korkak yaralı

günlerden
iki sekiz
mayıs

yerlerden
hagia sophia

ilahilerden
sessizlik

şehirlerden
karanlık

beklentilerden
ölüm

kaçışlardan
acı

keopatralardan
biri açık

türklerin
yolu açık

romadan
çöküş

çalardı.

Posted at 01:34 am by troublepain
Make a comment

Nov 25, 2004
....

istesen de soğumaz ki çaylar,
hepsi ellerimize yapışmışlar.

durdu işte zarlar hep yek,
oyna hadi ustam,
sen de sıra.

dönüyor,
farkında mısın?

ağır ağır,
aleve dönüyor.

Posted at 08:50 pm by troublepain
Make a comment

Next Page